Varoluşçuluğun temellerinin atıldığı bu romana açıkçası samimi bir eleştiri getirmek istiyorum. O yüzden soğuk bir akademik dili kenara bırakıyorum. Kitap için açıkça felsefi yada edebi bir eser diyemeyeceğim. İkisininde iç içe olduğu şiirsel bir anlatımla bezenmiş diyebilirim. Nietzsche’nin pek de mütevazı olmayan tanımıyla ” insanlığa en büyük armağan” dediği eseri Nietzsche’nin bir çok konuya ilişkin görüşlerini ortaya koyuyor. Temelde bütün dinlerin ortak özelliği olan dogmatizme, haliyle bütün dini inanışlara karşı duruş sergileyen Nietzsche, bu inançsızlığın içerisinde insanın düşebileceği nihilizm (hiçlik) tehlikesinden korunmanın yollarını anlatıyor kendince. Ruhun varlığını hiçe sayan ama bazı bölümlerde de bir çelişki içerisinde onu, insan varlığının en zayıf halkası olarak tanımlayan Nietzsche, belki de bu bölümlerde ruhun aşılması gereken bir batıl inanç olduğunu anlatmaya çalışıyordur. Nietzsche, insanın aşılması gereken bir şey olduğunu, erdem zannedilen şeylerin,iyinin ve kötünün sorgulanması gerektiğini anlatıyor eserinde. Üst insana giden yolu inançsızlık üzerine kuran Nietzsche bana göre fikirlerinin temelini sulak bir araziye atıyor. Her an göçme tehlikesiyle baş başa olan bu varoluşçu felsefe insanlara sırtını dönen bir kibirle örülüyor. Nietzsche dev aynasından kelimeler ile yaptığı genellemeleri bir süre sonra beni boğuyordu. Daha ilk sayfalarda hissettiğim büyük kibri ile nasıl meramını anlatacağını merak ediyordum. Özellikle İncil’e yaptığı göndermeler ile bu zamana kadarki İncil’e en sağlam hakaret eden eser olma ödülünü bence alabilir. Bunun yanı sıra diğer bütün dinlere ve bu dinlerin mensuplarına sürü muamelesi yapan Nietzsche, bilgeliği deliliğe bulayıp dibi görünmeyen nehir haline getiriyor. Yalnızlığını insanlardan yüz çevirerek bir umutsuzluğa hapseden Nietzsche sürekli “ben bu kulaklara uygun ağız değilim” der durur. Kendi fikirlerini benimseyen öğrencilerine bile kızar, kendisine inanmalarının onu yüceltmelerinin bile yeni bir inanç sistemi doğuracağını söyler, kendi yollarını kendilerinin bulmalarını ister. Muhterem o zaman senin kimseye bir şey anlatmana gerek yok. zaten ne anlatsan seni anlayanlara kızacaksın. Bu deli abimize eser boyunca katıldığım bir kaç bölüm var bunlarda, erdem sahiplerinin bir iğneleme ile elit yaşam sürenlerin eleştirisi ve memurlara yapılan eleştiri. Tabi birde kişiye acıma ona yardım etme yönündeki fikirleri ve insanın düşmanına ve düşmanın kişiye olan faydasına ilişkin bölümler. Güç istenci üzerine sözlerinin de haklılık payı olduğunu söylemek lazım. ilk olarak entel geçinenlerin, aydın takımının fanus içindeki yaşantısını eleştiren Nietzsche, bu laf kalabalığından başka toplumun çoğunluğuna bi getirisi olmayan grubu yerden yere vuruyor. güç odaklarının çemberinden pek de kurtulamamış grubun tarih boyunca topluma faydası olduğunu bende göremedim. Düşmanın, zorun insan kişiliğini güçlendirdiği, acımanın (dilenciye para verme vs) insana yapılabilecek en büyük hakaret olduğu fikirlerine ılımlı yaklaştığımı söyleyebilirim.

boyle-buyurdu-zerdust_avatar_orj
sonuç olarak insanı yüceltmeye çalışırken insanı yeren bu abimizin yaklaşık 300 sayfalık kitabını insanlık tarihinin en önemli eserleri lügatıma alamayacağım kendim adına. Her din teslimiyet ister. İslam dini de teslim olmaktır aczi-yetinin farkındalığıdır. Dinimiz kibirle toplumdan yüz çevirmeyi ve umutsuzluğu uygun görmemektedir. Benim perspektifimden bir yağmur sırası romanı olmayı başaramayan bu eserin bahsettiği gibi bir ruhu yok. Ama statü, hiyeraşi, inançların düşünülmeden kabulü ( bu baya bi dolaylı ) iyilik kötülük erdem ve güç istenci üzerine bazı konularda fikir edinme amaçlı okunabilir. 30 08 2014 Özgür ÖZKÖYLÜ

121 kere görünlülendi