İlteriş Bülent AYDIN

Fobi kelimesi Yunanca “phobos” kelimesinden türemiştir. Yunan mitolojisinde  “Dehşet Tanrısı” olarak geçmektedir. Anksiyete sorunu olarak bilinen fobi,  korku ötesini ifade eder.

Çağımız bireylerinin fobisel korkuları şüphesiz reform, rönesans ve aydınlanma sonrası kapitalist rasyonel aklın getirdiği yeni mitolojik tanrılardır. Bu mitlerden büyükleri: ABD korkusu, AVM’ler, futbol stadyumları ve derin devlet gibi korkulardan oluşmaktadır. Sosyal medyada beğeni (like) alamama, iş bulamama ve evlenememe korkusu da günümüz gençlerinin öteye doğru giden korkularındandır. Neticede korku unsuru ve ötesini ifade eden kavram “fobi” günümüz toplumlarının popüler bir kültürü haline gelmiştir.

İslamofobi İslam karşıtlığı anlamına gelmektedir. Aynı zamanda ABD ve Avrupa’daki mason lobisinin taşeron şirketleri ve medya kuruluşları tarafından kullanılan bir politika malzemesidir. Batılı araştırmacıların günümüzde ortaya çıkardığı neticelere göre Doğu’dan Batı’ya doğru kitlesel bir göçün yoğunlaşması ile birlikte İslam medeniyeti Avrupa’da bir dinamizm oluşturmaya başladı. 1950’de Avrupa’daki Müslümanların sayısı 800 bin civarındaydı. Günümüzde bu rakam 23 milyona ulaşmıştır. Bu oran Avrupa nüfusunun % 4,5’ini oluşturmaktadır. Yapılan tahminlere göre 2050 yılında % 20’ye ulaşacaktır. Avrupa’nın yaşadığı korkunun (İslamofobi) gerçek sebebi bu istatistiklerin derinliğinde yatmaktadır. Bu sebeple Batı’ya göre İslam ötekidir, terördür ve terör örgütlerinin kaynağıdır.

İslamofobinin üç boyutlu medyatik fotoğrafına başımızı kaldırıp gözlerimizi derinlemesine içine daldırdığımızda arka plandaki görsel süzülerek vizörümüze yansıyor. Neyi görüyoruz? Tabi ki “TRUVA MİTLERİNİ”. Bu yeni mitler Batı’nın istihbarat örgütleri tarafından İslam coğrafyasında üretilen yeni haçlı silahlarıdır. Bu silahların isimleri: DAEŞ, EL KAİDE, BOKO HARAM, FETÖ ve “kimi bilmem ne bela” gibi kısaltmalardan oluşuyor. PKK, HDP, YPG gibi örgütler de Truva Mitlerinin Fransız ihtilalinden kalan köhnemiş ırkçı-faşist ve materyalist ayağını oluşturuyor.

Oyunu başlatalım: Daeş militanları bir kelle kesme merasimine başlıyor. Tuhaftır. Hemen kamera ve fotoğraf kaydı alınıyor. Daha tuhafı hemen peşi sıra bu katliamı Batı’nın küresel çaptaki basını (CNN, BBCNew York Times, Los Angeles Times) canlı yayından veya manşetinden haber yapıyor. Görüntüler Ortadoğu çöllerinden daha çok Hollywood filmlerinin çekildiği platoları andırıyor. Bu Tablo bizlere emperyal medya organları ve terör örgütleri arasında derin ve hızlı bir iletişim ağının olduğunu göstermektedir. ABD Irak’ı işgal ederken de kitle iletişim araçlarının gücünü kullandı. Uydudan çektiği gerçekle alakası olmayan fotoğrafları küresel medya organlarında yayınlatıp kendine meşru bir zemin oluşturdu. Ardından da işgale başladı.

ABD’nin İslam coğrafyası üzerinde belki sayısız planı vardır. En önemlisi de şudur: “Fas’tan Suudi Arabistan’a kadar olan bölüm uyumaktan, düşünmemekten, çalışmamaktan ibaret. Yani bilimle, sanatla uğraşmıyorlar. Bu sebeple zararlı değiller; fakat bilimle uğraşan İstanbul’dan Horasan’a kadar olan coğrafya tehlikelidir. Bilimi onların ellerinden almalıyız. Alamazsak bize her alanda rakip olacaklar. Bu kapsamda planlar yapmalıyız”.

Fatih Sultan Mehmet Han dönemindeki bilimsel çalışmalara baktığımızda tıp alanında dünyada üç üniversitenin çalışmalar yaptığını görürüz. 1- Britanya 2-Endülüs 3- Osmanlı. Britanya’da tıp alanında 9 kitapla bilimsel çalışmalar yapılmış, bunların 6’sı Osmanlı âlimlerinin kitaplarıdır. Endülüs’teki Üniversitede 6 kitap üzerinden tıp çalışmaları yapılmış, 6’sı da Osmanlı âlimlerinin kitabıdır. Osmanlı’daki Üniversitede yapılan tıp çalışmalarında 96 kitaptan faydalanılmıştır. Hepsi Osmanlı âlimlerinin kitaplarıydı. O zaman Osmanlı medeniyetin beşiği ve dünyanın süper gücü idi. Mozart müziğinden etkilenip beste yapıyordu. Cervantes Askerinin gücünden ve heybetinden etkilenip benzetmelerinde kullanıyordu.   Davinci İstanbul’a köprü yapmak için can atıyordu.

Neticede ekonomisi ve aile yapısı çöken birliği de çatırdayan Avrupa ve Bu uygarlığının çeşitli oyunları ile darbe alan, yıpranan; ama pes etmeyen ve tarihindeki parlak dönemlere yeniden ulaşmak isteyen bir İslam medeniyeti var.  ABD’nin Çin’den üretimini AB’den de sermayesini kendi içine çekmesinin sebebi kapitalizmin çöküşü, güç dengelerinin değişmeye başladığının bir göstergesidir. Emperyallerin kuracağı yeni düzen ne olursa olsun, üslup (1.2. dünya savaşları, kan, göz yaşı, zulüm…) aynı olacaktır. İslam medeniyeti kurulmak istenen yeni düzeni bozabilmek ve yeniden adaleti, hoşgörüyü, insanlığa hizmeti hâkim kılabilmek için: Eğitime, özgürlüğe, hakka ve hakikate çok önem vermeli, birlik ve beraberlik içinde yaşamalı, hiçbir zaman ümitsizliğe kapılmamalıdır. Hoş görü ile kalın.

İlteriş Bülent AYDIN / 22.03.2017

 

E-Posta : ilterisbulentaydin@gmail.com

Site: www.İlterisbulentaydin.com

 İnstagram: @ilterisbulentaydin

Twitter: @alpmukan

64 kere görünlülendi