ÖZET

 

Kitabımızın içeriğinde kronolojik olarak bilgi toplumu günümüze dek ifade edilmiştir. Bu bağlamda dil lehçelerinin şekillenmesi ve endüstrinin ortaya çıkışı anlatılmıştır. Endüstri toplumunun ortaya çıkışından sonra ortak bir bilim dili belirlenmeye çalışılmıştır. Bu gelişmenin devamında da mühendislik alanları ortaya çıkmıştır. Matbaanın ve telgrafın icadından sonra iletişim ve bilgi dağılımı daha da hızlanıp güçlenmiştir. Toplumlar bilgi alanında ilerledikçe gereksinimler ve tüketimler de artmıştır. Her şeyin istatistiği tutulmaya başlanmıştır. Uluslararası İstatistik Kongresi kurulmuştur.

                Bilgi toplumunun ulaşmak istediği noktadaki amacı tüm dünyayı tek bir kent, tüm halkları da tek bir aile yapmak olmuştur. Bu amaç doğrultusunda; kütüphaneler, müzeler, federasyonlar, kurultaylar ve uluslararası dernekler kurulmuştur. Akabinde çağdaş toplumlar ortaya çıkmıştır.

                Esas anlamda bilgi toplumu ikinci dünya savaşı sonrası ortaya çıkmaya başlamıştır. Yeni iletişim araçları savaş stratejilerinde kullanılmıştır. İkinci dünya savaşıyla birlikte sivil-asker ve kamu-özel iş birliği oluşmuştur.

İkinci dünya savaşı sonrasında uyduların uzaya fırlatımı ve soğuk savaş dönemi başlamıştır. Bu süreçte iletişim teknolojileri, uygarlığı biçimlendiren bir rol üstlenmiştir.  Araç, insanoğlunun belleği haline gelmiştir.

Endüstri sonrası toplumda aşırı liberal bir ağ ve girişimci bireycilik ortaya çıkmıştır. Sezgisel düşüncenin yerini düşünsel kuramlar almıştır ve bilgi toplumu kendini daha da hissettirmeye başlamıştır.

Teknik ve elektronik çağda kültürel, toplumsal psikolojik ve ekonomik alanlarda şekillenen, özellikle bilişim ve iletişimin etkisi ile biçimlenen bir toplum ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda da politika sürecinin küreselleştiği bir çağ görürüz. Teknik-elektronik çağın en önemli yayıcısı olan ABD doğal olarak dünya ile en çok iletişim kuran ülke olmuştur.  Teknoloji ve bilişimde ileri boyuta ulaşan bir diğer ülke de Japonya olmuştur. Japonya, tarihin ilk bilişimsel toplumu olmuştur.

Ülkeler arasında yaşanan güç gösterisi değişmiştir. Çağdaş toplumda kaba gücün yerini ağların (bilgi) diplomasisi almıştır.

Diyalektik süreçte ilerlemesini devam ettiren bilgi toplumu, liberal rekabetçi modeli doğurur. Bu modelde amaç, elektroniğin toplumsal gereksinimlere uygulanmasıdır. 21. Yüz yılın gereksinim duyacağı şey esnek bir yurttaşın doğuşunu sağlamak olmuştur. Örneğin: uzaktan iletişim, uydular, veri bankaları füzesavar sistemleri vs…

 Neo liberalizm özgürlüklerle birlikte gelmiştir. Çok kültürlülük ve çok dillilik ifadeleri genişlemiştir. Telekomünikasyon pazarı genişlemiş, sermaye pazarları liberalleşmiş ve tek Pazar oluşmuştur. Siber savaşlar ve küresel casusluklar ortaya çıkmıştır.

ABD’nin körfez savaşındaki başarısızlığın sebebi; kütüphanelere ve müzelere gösterilmeyen ilginin petrol rafinelerine gösterilmesi olarak ifade edilmiştir.

Bilginin insanoğlunu taşıdığı resmettiği bir başka tablo ise: yerel, ulusal ve evrenselin birbirine karıştığı postmodernizimdir.

Son olarak kitabımızda bilginin küreselleşmesinden ve yeni bir yöntemin gözden geçirilmesinden, sivil toplum örgütü UNESC’dan ve bu örgütün faaliyetlerinden bahsedilmiştir.

  

YORUM

İçeriğinde birçok yabancı kelimeyi barındırmasına rağmen kitabın üslubunu akıcı buldum. Bilgi Toplumunun Tarihinin anlatıldığı kitapta neredeyse tamamı ile 20. Ve 21. Yüz yıllarda ortaya çıkan gelişmeler anlatılmış. Endüstri ve sonrası üzerinde durulmuş.

Kanaatimce insan var olduğundan beri bilgi de vardır. Mağaralara çizilen resimler, yazılan yazılar, ticaret neticesinde yazının bulunması ve gelişmesi, ilkel toplumların iletişim kurma yöntemleri… vs hepsi bilgiyi tüketen birilerinin binlerce yıl evvelinde dahi var olduğunun kanıtıdır.  Bunların en ilginç olanı da: Avustralya yerlileri olan Aborjinler’in, duvarlara ve anıtlara yazdıkları yazının, çizdikleri resmin yanında bir de sesi ifade eden bando resmini koymaları idi. Görüntü ve sesi (İLKEL SİNEMA) binlerce yıl önce bir arada kullanıp iletişim kuran bir toplum vardı.

Bilginin diyalektiğine bir şehir üzerinden de bakabiliriz. İstanbul üzerinden örnek verecek olursak, beş yüz yıl evvel saltanat kayıklarının, atlı arabaların, tellalların, tulumbacıların; ulakların ve mektubun aktif olarak kullanıldığını görürüz. Zaman ilerledikçe ve Matbaa, telgraf, telefon, gibi buluşlar, sonrasında fotoğraf, sinema, radyo, televizyon ve bilgisayarın ortaya çıkışı; eski ve dar sokakların yerini caddeler bırakışı, çoğalan araçlar, köprüler, köprüler, viyadükler, örümcek ağı yollar, uluslararası hava limanları, devasa gemiler, uçaklar, hizmet binaları, bir ağacın dallarını andıran, kategorize edilmiş çağdaş meslek dalları ve bunların üretimi tüketimi…  Bütün bunlara paralel olarak toplumun teknolojiye bağımlı olarak değişimi, gelişimi, üretimi, tüketimi, yabancılaşması…

Yaşadığımız çağda(postendüstriyel) birey ön plana çıkmış ve gelenekten gelen sermayeleri dahi arkasında bırakmıştır. Buna Bill Gates’i örnek verebiliriz. Yani fikrin, düşüncenin alınıp satıldığı bir çağı yaşıyoruz.

Kitapta ABD’nin körfez savaşından bahsedilmiş. Bir ek de biz koyalım: Irak’ın petrolüne göz koyan ABD, dünyayı sanal söylemlerle razı edemeyince uydudan aldığı fotoğrafları kanıt olarak göstermiş ve yapacağı işgali meşrulaştırmıştır. Burada da bilginin gücünü görüyoruz.

Yine kitapta bilginin küreselleşmesinden bahsedilmiştir. Kanaatimce bilgi küreselleşemez; çünkü eşit biçimde dağılmamıştır. Batının elli yıl önce kullandığı araçlara hala sahip olamayan doğu ve Afrika ülkeleri vardır. Kitabın bir cümlesini buna kanıt olarak gösteriyorum: Teknoloji, sorunu çözmekten çok, sorunun yerini değiştirir. 30.03.2014

                                                                                                                           İlteriş Bülent AYDIN

 

91 kere görünlülendi